nereye gidiyoruz ?

Ne iş bu iş ?.. Nereye gidiyoruz böyle ?..

 

Farkında olmadan (aslında farkındayız da..) robotlaşıyor muyuz ?..

 

Gerçekten paranın ve ekonominin küresel hale gelişinden beli ipleri ellerine alanlar işi öyle güzel çözmüş durumdalar ki, hepimizi istedikleri yere tamamen getirdiler diyebiliriz.. Hepimizi bir masaya, bir bilgisayara, yapılacak onlarca işe ve araştırmadan, kendimizi geliştirmeden, biraz olsun nefes alıp, ailemizle, eşimizle, dostumuzla “Oh be!” diyecek vakit bırakmadan, keyfimize bakmaktan baya bir uzak halde orta yerde bırakmış durumdalar. Bu mu isnanın kısa ama dolu dolu geçirmesi hayatın özeti. Parası olanın zamanı olmaya hakkı olması, olmayanın ise çocuklarını ancak uyuduktan sonra öpebilmesi mi ?.. Eğer sıkıntın var ve yiyorsa yapma diyorlar düzenin getirdiklerini. Ama yemez çoüumuz için. Geçinmek dediğimiz olgu için kurdukları sistemin dalgalarından birine kapılmak gerekiyor. “Biraz”dan baya fazla bizle oynamalarına izin vermek, ama ne için ?

 

Kafamı kurcalayan sorulardan biriside bu. Neden bu insanların bu kurdukları zaman zaman insani değerlerin hiçe sayıldığı, yerle bir edildiği düzenin bizim ile de oynamasına izin veriyoruz.

 

Aslında yüzlerce cevabı var muhakkak. Geçim derdinden tutunda, insanca yaşayabilmeye kadar.. yüzlerce cevap. Ama insanca yaşamak bu mu ? yada geçinmek bu mu ?

 

Sorularımın ardı arkası kesilmiyor düşündükçe. Eğer bir şey hakkında bir sorunuz varsa, o şey ile ilgili muhakkak cevaplanması gereken bir eksiklik vardır. Hangi insan soruyor ise sorsun. Eğer soruya neden olacak bir durum var ise, bir yerlerde eksik yapılmış demektir.

 

Öyle bir düzen ki kurulan, yanı başımızda olanları bile görmeden hayata devam edebilmeyi, yolda gördüğümüz ve yüreğimizi titreten tam 11 kişinin ölümü ile sonuçlanmış bir kazadan sonra rutin hayata geri dönebilmeyi, yani bize tepki vermek ve harekete geçmekten çok, unutup, hayat demeyi öğreten bir düzen.

 

Hepimiz aldanıyoruz. Farkındayız ya da değiliz, bilerek veya bilmeyerek hepimiz aldanıyor ve aldatılıyoruz. Başkalarının bizi aldattığı ve bizim aldandığımız aşikar. Peki ya bir yandan kendimizi aldattığımızı da düşündük mü ?.. düşünmediysek iyice bir kafa yorarak düşünmeliyiz kendimize ihanetimizi. Hangi konuyu ele alırsak alalım, bugün iran’da yaşananlardan tutun, gazzede olup bitenlere, çok uzağa gitmeden büyük millet meclisimize giren hainlerden tutun, güneydoğu illerimizi bizden ayırmaya çalışanlara kadar tepkisiz değil miyiz ?.. Allah aşkına değiliz diyenler ne yaptılar, değişimi başlattılar mı ? tepkilerini kim duydu ? kendi kendilerine tepki verdiler herhalde..

 

Başımıza bir geçim derdi, bir insan hakları, bir türban, bir çuval, bir sağ-sol, bir bir mayıs, bir bilmemne geçirip duruyorlar sürekli sürekli, tekrar ve tekrar, şimdide sıra ergenekonda.. Ve bu kadar şeyin arasında neye tepki vereceğimizi bilmiyoruz. Bilemiyoruz. Vermek istiyor ama kendimize ihanet ederek, kendimiz olmayarak, zamanın içerisinde akıp gidiyoruz. Veremiyoruz. Verdiğimiz zaman değerlerini kaybetmeye başlamış toplumumuzun bizim ile beraber yürüyüp yürüyemeyeceğinizi bilmiyoruz. Bu toprakların üstünde yaşayan insanlar olarak, aile değerlerimizden tutunda, örf adet geleneklerimize kadar hepsinden yavaş yavaş özellikle yeni yetişen nesil ile birlikte vazgeçiyor, en basit öğe olarak televizyon dizilerimizde nasıl bir yere doğru gittiğimizi görüyoruz. Unutmuştum iyi aklıma geldi, dizilerde bizleri oyalamak için en büyük araçlardan.

 

Zamanın içerisinde akıp gidiyoruz demişken de, akıp gitsek yine iyi. Kayboluyor, kaybediliyoruz.

Bazen, gerçeklerin en açık şekli ile bile karşımızda dururduğu anda, dönüp işte gerçek bu demekten korkar hale geldik, getirildik. Devlet birimlerini karşısına almayı görev bilen bir nesil yetiştirdik veya o nesilin içinde yetiştik. Hepsi bir yana, üzerimizde oynanan oyunlara, kendimiz inandık. Oyun olduğunu unutup onlara bizim amacımız ve mücadelemiz imiş gibi sarıldık. Yazık ettik. Ediyoruz da.

 

Herşey eninde sonunda siyasete değilde, dönüp dolaşıp para ve onunla birlikte gelen güce dayanıyor. Gücü elinde şu an barındıran ile, gücü barındırmaya en yakın ülkeler ve veya biz ülkeler zannederken, şirketlerin çatışması ile, insanlar, aileler, milletler yok oluyor, dağılıyor ve parçalanıyor. Kimse kimseninde gözünün yaşına bakmıyor. Hani insan diyorum ama bakmayın insan dediğime benim. Sadece ve sadece fiziksel olarak insana benzediklerinden insan diyorum. İnsan kelimesinin içi dolu değil. Aynı yaşadığımız günlerin içini dolduramadığımız gibi boş. İş hayatının kurulu düzeninde kaybolüşümüz gibi boş. Kendimizi geliştirmememiz için kurulmuş bir eğitim ve öğretim sisteminden sonra (ki bu sisteme üniversite demeye bin şahit gereken sözde üniversite eğitimi veren kurumlarımızda dahil) yine aynı şekilde devam eden iş hayatı. Geliştirmek derken, sadece işi öğrenmek değil. Saçma sapan boş bir sosyallikte değil gezmekten ibaret. Dengeli bir gelişim. Bilinçli bir gelişim her anlamda.

 

Daldan dala atlıyorum fakat umrumda değil, böyle devam edeceğim…

Leave a Reply