dünden belliydi..
öyle zor bir gündü ki.. En son saate baktığımda 10.00 du. ve şimdi ise 17.00. sabah güneşin perden ile camın arasından odama vurması, ve rüzgarın odamı serinletmesi ile birlikte telefonumda sevgilimden almış olduğum bugs bunny çizgi filmlerinin müziği ile uyandım. her sabah olduğu gibi yine herşeyimi düşünerek.
oldukça küçük olan ve ışığı yakmazsam eğer karanlık olacağını bildiğim banyoya doğru adımları atarken hala yatağın o inanılmaz sıcak çekim gücü içerisindeydim. göz kapaklarımın birbirine temasını en aza indirgemeye çalışarak nereye gittiğimi görebiliyordum ancak. çokta ses çıkartmamam gerekliydi ki herkes daha uyuyordu. aslında bıraksalar beni ve bugün işe gelmeseydim, yatsaydım biraz daha.. veya yatmasaydım ama bıraksalar bir sahile gidip tüm gün sevgilimle baharın şehre neler yaptığını seyredebilseydim.. hızlı adımlarla ki yaklaşık 5 adım, banyoya girip her sabah olduğu ve hedeflediğim gibi musluğu açtım ve yüzümü o serin suyla yıkadım.. tam çıkıyorum ki banyodan yine aynı hızlı adımalrla, yatağın çekimine bir kez daha giriyorum ki girmemek imkansız.. sıcaklık yayılıyor insanın tenine dokunan.. keşke sende orda olsanda sevgilim şu yatağın çekiminin yanı sıra senin teninin çekiminede kapılsam ve direnmesem daha fazla..
gün başlıyor çıkıyorum sokağıma, sabah sporu her gün ki gibi yokuş yukarı durağa kadar.. ileride arabanın üstünde bir kedi görüyorum.. hala uyuyor.. neden ben diyorum
otobüs durağına geliyorum, her sabah yaşanan klasik çizgi filmlerde de çokça işlenen bir konu olan konserve kutusu gibi istif halinde insanlar üst üste neredeyse dizilmişler otobüsün içine.. girebilen orta kapıdan bir diğerini ittirip kaktırıp girebiliyor.. giremeyen bir sonrakini..
bende kaslı vücudumla bir yere sıkışabilecek bir modda olmamama rağmen buluyorum bir yer kendime.. her durakta bir kişi iniyor ve haliyle çarpıyor kapıyor bana.. aslında uyarı var orda basamakta durmayınız otomatik kapı çarpar diye.. insanlar için o uyarıların ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlıyorum, ama cevap vermiyorum yazıya..
yolculuğun sonunda iniş ve bir süre uzun ve hızlı adımlarla yürüdükten sonra yine her zaman ki gibi iş.. yakınmıyorum aslında, şükürler olsun bir işim var. ama diğer yandan çok özlüyorum. işim olsun ama sende ol herşeyim. işimiz gücümüz beraber olsun.. bugünün yoğun geçeceği dünden belli idi.. ki öyle oldu.. anlam veremediğim bir şekilde iş akışına kaptırıyorum kendimi, telefonlar, mailler, kağıtlar, imzalar, arasında kayboluyorum bugün, kime ne söyledim veya ben ne yapıyorum diye 1 dakika bile düşünemiyorum ve zaten düşünmemeliyim, eğer akıştan sıyrılıp ben ne yapıyordum şimdi moduna girersem, onu bile hatırlamyacak durumdayım, hatta kime ne söylediğimi de.. ama planlı bir şekilde akışı sürdürerek olaydan yırtmaya çalışıyorum.. dünya denen özgür mekanda, şirket politikaları ve stratejileri ile sınırlandırılıp bir de üzerine yakın çevrede bulunan politik engellerle yüzleşmek zorunda kalabiliyor insan bu sıkıntılı ve yoğun akış içerisinde.. keşke diyorum, her 45 dakikada bir lisede olduğu gibi zil çalsa.. teneffüse felan çıkabilsek.. derken kendi tenefüsümü veriyorum, ama benim tenefüsüm iş akışının bitmesiyle başlıyor.. ki oda 30 dakika farkla iş bitimine denk geliyor.. hani dedim ya en başta öyle zor bir gündü ki.. En son saate baktığımda 10.00 du. ve şimdi ise 17.00. şimdi ise saat 17.30. çıkma vakti.
